Buradasınız :  Makaleler/ Letâif Nedir? Letâifin Çalışmasında Özel Bir Yöntem Var mı?
Kategori:
Makaleler
564 kez Okunmuş

Letâif Nedir? Letâifin Çalışmasında Özel Bir Yöntem Var mı?

 

Letâif kelimesi latîfenin çoğuludur. İnsanın maddî kalp ile alakası bulunan, ruh ve nefs gibi mânevî varlığını ifade eden bir cevheridir. “el-Latîf” esmâ-i hüsnâdandır. Lütufkâr anlamına geldiği gibi ince, cismi olmayan gözle görünmeyen anlamına da gelir. Nitekim: “Gözler O’nu idrak edemez. O gözleri idrak eder. O Latîftir, Habîrdir.”[1] Âyetindeki latîf, gözle görünmeyen, ama her şeyden haberdâr olan anlamındadır. Latîfe de aynı kökten olup gözle görülmeyen, demektir.

 

Nakşibendilik’te ruhun altı latifesi vardır. Bunlardan biri halk/yaratılış âlemine, beşi emr âlemine aittir. Emir âlemine ait olanlar; kalp, ruh, sırr, hafî ve ahfâdır. Bunlara letâif-i hamse denir. Halk âleminden olan ise nefs-i natıkadır. Seyr u sülük sırasında önce emir âleminden olan letâif-i hamsenin sırasıyla zikre iştiraki sağlanır. Kalp, ruh, sırr, hafi ve ahfa denilen latîfeler çalışmaya başlayınca sıra nefs-i natıkaya gelir. Bunların çalışma şeklini tarif edecek olan kimseler irşada mezun olanlardır. Bunların çalışmasında en önemli unsur, sâlikin bunların zikrinde o bölgeye yoğunlaşabilmesi ve dış dünya ile irtibatını kesip içine dönmesidir.

 

Letâif, bu yoğunlaşmaya bağlı olarak er veya geç çalışmaya başlar. Ancak amaç, letâifin çalışmasından ibaret değildir. Letâifin çalışması huzur-i kalbe, şerh-i sadra; yani insanın göğsünün iman ve itminan ile genişlemesine vasıtadır. Nitekim Nakşibendi meşayihinden Mazhar Cân-ı Cânan’ın ifadesine göre, kalbin ve letâifin hareket etmesi fazla zaruri değildir, maksat Allah Teâlâ’ya yönelmektir.[2]

 

Emir âlemine ait olan letâifin mahalli sadır; yani göğüs kafesidir. Burada sol memenin iki parmak altında “kalp”, onun tam simetriği olan sağ memenin iki parmak altında “ruh”, sol memenin iki parmak üstünde “sırr”, orta noktada “ahfâ” yer alır. Bu mahallin vücudun kan ve sinir hareketine bağlı olarak hafî bir halde yapılan zikre katılır hale gelmesi, letâifin çalışması demektir. Bu sayede şerh-i sadr gerçekleşir.

 

Kur’an’da şerh-i sadrı anlatan âyetler vardır.[3] Sadr, kalp, fuad ve lübbü anlatan ve bunlar arasındaki ilgiye dikkat çeken ilk sûfi, Hakîm Tirmizî’dir. Onun Beyânu’l-fark beyne’s-sadr ve’l-kalb ve’l-fuâd ve’l-lüb adlı eseri letâif konusunun en kadim kaynağı sayılabilir. Bedende bulunan emir âlemine ait bu letâifin harekete geçmesi ihsana ermeyi kolaylaştırır. Bu dünyada insanın nihai hedefi, ihsana ve vuslat-ı ilahiye ermektir.

 

  



[1] En’âm, 7/103

[2] Abdullah Dihlevi, Makâmât-ı Mazhariyye, İstanbul 1993, s.156.

[3] Bkz. İsrâ, 17/72; Tâ-Hâ, 20/25; Hacc, 22/46; İnşirâh, 94/1

 
 
 

__________

* Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi Hayat, Erkam Yayınları, s.55-56.

 


Bu Yazılarda Dikkatinizi Çekebilir